İki gezip bir sayıyorum artık
Aslında geçen hafta ve ondan önceki hafta iki farklı geziye gittim ama görsel malzemeler bir türlü elime ulaşmadığı için ( kardeşim gezi sonrasında fotoları niye hemen yayınlamıyorsunuz? ) bu yazıyı yazamadım. Ard arda ikisini yazmak yerine bir yazı içinde kotaralım dedim
Kronolojik sırayla gidersek, 10 Ocak günü Zonguldak çıkışlı Pusula ekibiyle Gölcük’e gittik. “Kış bize gelemiyorsa biz kışa gidelim” sloganıyla yola çıktık ve geçen senenin bir tekrarı olsun istedik ama olamadı. ( Aynı Gölcük’e iki kez gidilmez ) Bu sefer kar yoktu. Yürüdük, hopladık, sucuk-ekmek yedik, bolca sohbet ettik ve geldik. Keyifli ve benim için dinlendirici bir etkinlikti. Ulaşım sponsorumuz (Fırat) için pek de değildi sanırım dolayısı ile kendisine burdan bir teşkkürü borç bilirim…
Geçtiğimiz Pazar ( 17 Ocak ) günü ise Trekist ile birlikte Aytepe yürüyüşüne gittim. Burda da hedef yanıydı, karda yürümek. eh bir parça hedefe nail olduk gibi. Beyazlamış yolda 10 dakika kadar yürüdük
Genel olarak ise hafif serin bir havada keyifli bir yürüyüştü. Günün sonunda ekipten bir kısmı altarnatif etkinlik olarak ATV’ye bile bindi. Tabii ki kendilerini kıskanmadık, netekim bir hafta önce motorla gezdiydik generekirse gene gezeriz ( gerçekten kıskanmadım yaa
). Rehberimiz Mehmet İncesu’ya bizi kaybetmeden geri getirdiği için de bir teşekkür etmek isterim.
Eylemlerimiz sürecek.
Dün akşam Sinema eKolay‘in davetlisi olarak “Aklı Havada” filmini izlemeye gittik. Kim kim miydik? 35 blog yazarı ve onların birer arkadaşı. Sinema yazarlarının yanında blog yazarlarını ön gösterime çağıralım bakalım neler olacak girişimi… Bildiğim kadarıyla bu blog yazarlarının önemli bir kısmı sinema üzerine birşeyler yazmıyor yani yazdıklarımız sıradan izleyici yorumu olacak
Bence güzel bişi.
![]() |
![]() |
Neyse gelelim filme. Film bana bir şekilde Ursula Le Guin’in “Uçuştan Uçuşa” kitabını hatırlattı. Havaalanları, uçak yolculukları ve bu yolculuklarda sıkılan, sahte hayatlar yaşayan insanlar. Fakat filmimizin karizmatik başrol oyuncusu için vazgeçilmez yaşam biçimi. Tabii bir de kendince felsefesi var. Hayatınızdaki herşeyi bir sırt çantasına doldurup gidebilmelisiniz diyor. Çok fazla bir şey beklenmeyecek eğlencelik bir film…
Organizasyon için Hüseyin Ergin‘e çok teşekkürler. Bu arada diğer puanlamalar için ise şu ve şu areslere bakabilirsiniz.
Balokov pek sevdiğim bir kaç şeyi bir araya getirip şahane fotoğraflar çekmiş. Ben de bunlardan starwars.gen.tr‘den haberdar oldum. Sizlerle de paylaşayım istedim.
Bence diğer fotoğraflara da göz atın…
Bu sene havalar bir garip gidiyor. Normal şartlar altında bu zamanlarda kayak fotoğrafları koymam gerekirken motorsiklet ile gezi fotoğrafı koyuyorum. Küresel ısınma ile ilgili daha ne demeli bilmemem…
Cuma günü havanın güneşli olmasını cumartesi de aynı olacak diye alıp Seyman’la motor gezisi için plan yapmaya itti. Sabahın çok erken bir saatinde başlayacak olan gezimiz ne yazık ki elektriklerin kesik olması nedeniyle bir kaç saat ertelendi. Evet elektrikler kesikti çalışamadım. Motoru koyduğum dükkanın kepenki elektirikle çalışıyor ve motor içeride kilitli, biz yola çıkamıyoruz üstelikte daha hava aydınlanmadan uyanmışız
Gezi rotasını Seyman çalıştı. Hasdal üzerinden yeni yapılan otobandan Durusu’ya oradan Karaburun’a gideceğiz, öğlen saatlerinde bir önceki geziden Seyman’ın aklına düşen mangalda sucuk yapacağız ve erkenden dağılacağız… Geziye planladığımızdan geç başladık ama iyi de olmuş. Tahminimizden çok daha erken bir saate Karaburun’daydık.
Çocukken mahallece toplaşıp Karaburun’a denize ve pikniğe giderdik ama nedense hiç tanıdık gelmedi. Acaba ben mi unuttum yoksa Karaburun ve civarımı çok değişmiş?
![]() |
![]() |
Karaburun civarında dolanacak bir yer kalmayınca sucuk yapmak için Belgrad ormanına dönmeye ve oradan dağılmaya karar verdik.
Ateş için her şey tamam ama koz için kömürümüz yoktu. Onu da eski ateşlerden birinden tedarik ettik. Ateşimiz ihtişamlı bişi değildi ama iş gördü… Bir sonraki sefere daha da hazırlıklı olacağız
Memo ve Faruken gibi endurocu gibi olduğumuzdan motor bindik ama değil gibi olduğumuzdan bunu belgrad ormanında sucuk yemek için yaptık…

31.12.2008′de Ayder yaylasında kar içinde yuvarlanıyordum dolayısı ile yıl sonu yazısı yazacak halim yoktu. Bu sene ise çalışıyorum. Ya da çalışmamak için bahaneler icat ediyor ve bu yazıyı yazıyorum.
Genel olarak 2009 benim için zorlu ve sıkıntılı bir yıl oldu. Hayatımdaki bir dolu şey kırıldı, zorlaştı, bazı şeylerin keyfi kaçtı bazılarının ise tadı. Tabii arada keyifli şeyler de oldu. 2009′a başlarken başarmak istediğim bir dolu şeyi başaramadım ama hiç aklımda olmayan başka bir dolu şey yaptım. Umut ve hayal ve tutku hala var. Yani her zamanki gibi hayat devam ediyor…
Dediğim gibi geçen sene karlarda yuvarlanıp, poşet ile kayıyordum ( acaba fotolar nerde? ) bu sene ise motorsikletle gezindim. Yeri gelmişken şurada tarihe not düşelim : 30.12.2009 tarihinde motorla 150 KM yol yaptım…
Neyse efenim herkeslere yeni yılda sağlık, para ve aşk dilerim… Ho! Ho! Ho!
EMO’nun 23-26 Aralıkta ODTÜ de gerçekleşecek olan 13. Ulusal Kongresi kapsamında 25 Aralık Cuma günü 9:30-11:15 arasında Özgür Yazılım başlılklı özel oturumda “Özgür Yazılımların Uygulama Geliştirme Modeline Etkisi; Tekir’den Öğrendiklerimiz” ve 11.30-12.30 arasında da “Özgür Yazılımın Ekonomik ve Sosyal Yönleri” sunumlarını yapıyorum.
Genel olarak yüklü bir programı olan bu etkinlikte çeşitli LKD seminerleri de olacak. Buyrunuz geliniz!
Bugünlerde ömrüm yollarda geçiyor. Kısa süreliğine düzenli olarak Gebze’de teknokentte çalışmam gerekiyor. Her gün önemli bir zamanı yolda harcıyorum doğal olarak. Her sabah 6-6:30 arası kalkıp güne başlamak oldukça yorucu oluyormuş. Ayrıca akşam da 2 saat civarı yolda harcayınca kişisel zaman diye birşey kalmıyor. Şimdiye kadar geri dönüş yolunda ançak bir kaç sayfa okuyabildim ama bunu değiştirmek lazım. Bu yazıyı yolda yazıyorum ve akşam yol saatlerini böyle değerlendirmeyi düşünmeye başladım, bakalım. Bu arada uzunca bir süredir bu yolu kat ederek çalıştığını bildiğim arkadaşlara selam ederim. Eğer onlar kadar uzun süre çalışacağımı bilsem Gebze’ye yerleşirim söyliyeyim
Bir önceki İznik gezisine gelemeyen Seyman bu sefer daha şahane bir rota fikrini ortaya attı : Domaniç’e gidelim! ( tamam fikir ona ait değil ama olsun iyi çalışıp rota incelemesi yapmış :) Motogezgin’in daha önce yapmış olduğu bir yolculuktan feyz aldık. Rota haritasını da sağolsunlar onlardan aldık …)
Rotamız ise şöyle: yeşil hatla başladık, Bursa çıkışında Keles yerine Orhaneli, Harmancık, Tavşanlı hattını kullandık. İnegöl’den mavi hatta geçtik, İznik gölünün ordan turuncu hat ile pembeye bağlandık. Toplamda 500 KM üzerinde yol yaptık ( bazılarımız daha çok
) . Yola sabah 5:45′de Mecdiyeköy’de Seyman’la buluşarak başladık akşam 22:00 gibi gene aynı yerde Seyman’la ayrıldık.
Genel olarak keyifli bir geziydi. Bir parça Bursa çıkışında üşümüş olsakta hava motor kullanmak için şahaneydi. Hatta durup yemek yemek için bile zaman ayırmak istemedik. En sonunda İnegöl’de köfte yeriz artık dendi. Fakat köfteciye varana kadar açlıktan telef oluyorduk. Dolayısı ile İnegöl köftelerinin güzel olup olmadığı konusunda tarafsız bir görüş bildiremeyeceğim.
Yolun en keyifli kısımlarından birisinin Domaniç - İnegöl arası olduğunu söylemem lazım. Aynı şekilde Yenişehir - İznik arasıda şahaneydi. Velhasıl bir sonraki sefere yolu tersten gitmek ve bu sefer Orhaneli yerine Keles hattını takip etmeye kararverdik.
Artık motorgezisi için pek fırsat olmayacak gibi görünüyor ama hiç belli olmaz
Genelde pek mimlenmem. Hazır Birinci Tekir Şahıs mimlemiş cevaplayayım dedim…
Bloguna neden bu ismi verdin?
Aslında yazılımla ilgili bir özelliğe ( java paketleri ) göndermeyle, kendime olan hadi yaz artık baskısı arasında birşeyden kaynaklanıyor. Bir süre önce blogun ismini hakan.uygun.geziyor.* diye değiştirsem mi diye düşünmedim de değil
Genelde blog’a yazmaya başadığımda yazacağım şey kafamda tamamen oluşmuş durumdadır. Dolayısı ile fiili yazma süreci için ya rahat bir zaman ya da o an yapıyor olduğum işten çok sıkılmış olmam lazım… Yoksa kafamda zaten yazmış olduğum bir şey olduğundan çoğuzaman bloga geçmeden kaybolup gidiyor…
En son satın aldığın garip şey nedir?
Garip şey. Hımm. Debriyaj teli sayılır mı?
Şeker gibi olduğun anlar?
Karnım tok, sırtım pek olduğunda. Efenim keyifli bir gezi ya da oynanan bir oyunun sonunda.
Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?
Bütün bu kitapları okudun mu?
Aynaya bakınca gördüğün?
Tanıdık geliyor ama emin de olamıyorum.
Kendini okutan blog dediğin?
İki tür blog var. Teknik blogların kendini okutması, bahsettiği konu üzerine yeterki ve doğru bilgi sahibiyse. Kişisel blogların ise samimi ve edebiyata yakın olması…
Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?Mevsimine göre motor üzerinde ya da bir yerlerde yürüken, kayak pistinde demek isterdim ama ne yazık ki çoğunlukla bilgisayar başında…
Zinciri kırmayıp bende birilerine göndereyim;
Çok uzun zaman önce kurgulanmış bir proje. Okuma ve yazma uğraşına dair bir web sitesi ve çevresinde oluşturulacak çeşitli etkinlik ve aktiviteleri kapsayacak bir proje. Bir çok projem gibi bu da hayali kurulun nasıl işleyeceği planlanan ve fakat bir türlü başlanılıp olgunlaştırılamayan bir şeydi. Bu arada hemen belirteyim bu proje tek başına bana ait değil. Kybele topluluğundan bu yana geliyor. Projenin isim babası da Murat Öksüz.
Bu kadar zamandan sonra projeyi hayata geçirme konusunda ciddi bir adım attık… Proje kapsamında Aslı ile birlikte bir radyo programı yapmaya başlıyoruz. Her salı saat 17:00-18:00 arasında 89.4 Yaşam Radyo’da Okuma Evi’ne konuk olabilirsiniz. Site ve projenin diğer adımları da olgunlaştıkça buradan paylaşacağım… Şimdilik program tanıtımını burdan dinleyebilirsiniz… Tabii ki söylemeye gerek yok ama bu salı okuma evine konuk olarak da bekleriz.
Bu sayfalarda, bilgisayar, özgür yazılım, anime, bilim kurgu, şiir, robotlar, oyuncaklar, geziler ve bir biriyle alakasız daha bir çok şeyden bahsedeceğim. Bunların önemli bir kısmında verdiğim bilgileri benim uydurmalarım ya da yanılgılarım olarak kabul etmenizi ve genel olarak internetten her okuduğunuza inanmamanızı tavsiye ederim.