Şavşat-Macahel Gezisi

Giriş

dsc00195.JPG

2 yıl önce Kaçkar Yaylarında yaptığımız yolculuktan bu yana aklımızdaydı zaten Macahel’e gitmek. Bu yıl Ayten, 3 ay önceden bakıp ucuza uçak biletlerini de ayarlayınca ertelemek, ötelemek şansım olmadı :) ( iyi ki de olmadı )

Son ana kadar aslında çok da planlı bir gezi değildi. Sadece Trabzon’a gidiş dönüş uçak biletleri ve Macahel’e gideceğiz fikri vardı ortada… Tabii ki Kaçkar Yaylarındaki yolculuğun tecrübesi ile yanımızda çadırımızın olacağı.

Yolculuk başlamadan 2 gün önce kamp malzemesi eksiğimizi kapatmak, nerede nasıl dolaşacağız, kim neler yapmış diye bilgi almak için çalışmaya başladık.

Kamp kuracağız, çadırda kalacağız, orada ne yiyip içeceğiz diye panik olup bir de kamp ocağı aldık. Derdimiz yemek yapmak değil sadece çay içmekti. Çantaları yükleyip çok ağır olduğunu fark edince kamp ocağını ve diğer aksesuarlarını çıkardık. İyi ki de çıkarmışız çünkü kamp ocağının tüplerini uçağa almıyorlarmış. ( Neyse başka kamplara artık 😛 )

Son dakikada Ayten birde GPS alınca tam oldu. Yörenin daha önceden alınmış GPS noktalarının peşine düştük. Ve fakat yoktu. Google Earth ile biraz uğraşınca hiç olmazsa Şavşat ve Macahel köylerinin koordinat bilgilerini toplayıp GPS’e yükledik.

Neyse efenim çok uzatmayalım, çantalar hazırlandı ve biri 17 kilo, diğeri 14 kilo oldu. Bu arada bu da ders oldu bir daha ki sefere biraz daha hafif çantalar hazırlamak gerektiğine karar verdik.

Bu arada da topladığımız bilgiler doğrultusunda önce Şavşat’a geçip oradan bir şekilde Macahel’e geçmek üzerine oldukça esnek bir yol planı hazırladık.

Gelişme

1. Gün

Şavşat Karagöl

Sabah 5 suları kalkıp, Sabiha Gökçen hava alanına doğru yolculuğa başladık. Saat 9 suları Trabzon’daydık. Hemen Artvin arabası peşine düştük ama saat 10:30’dan önce araba bulamadık :(

Bindiğimiz Yeşil Artvin arabası, Artvin’e kadar yol boyu bütün ilçe ve beldelerde durdu neredeyse ve Artvin’e varmamız 15:30’u buldu.

Bindiğimiz Artvin-Şavşat minibüsü saat 16:30’da kalktı ve bir 18:00 sularında ancak Şavşat’a varmıştık. Şavşat Karagöl’e gitmek için binmeyi planladığımız köy minibüsleri en geç 16:00 gibi kalktıkları için ya o gece Şavşat’ta kalacak ya da paraya kıyıp Karagöl’e özel arabaya binecektik.

Şavşat’a kalınacak yer ( hem doğru düzgün pansiyon hem de çadır kuracak yer ) olmadığı ortaya çıkınca bizde hem zamandan kazanırız diyerek özel araçla Karagöl yoluna düştük.

Şavşat Karagöl

Karagöl’e vardığımızda saat 20:00’yi geçiyordu ve hava kararmıştı. Hızla çadırımızı kurup yorgunluktan bitmiş bir şekilde uyuduk.

2. Gün

Bir gün öncenin yol yorgunluğu ile sabah geç saatlere kadar ( 8:00 ) uyuduk. sabah kalkıp hafif bir kahvaltı ardından hemen yola koyulduk. Nereye nasıl gideceğimize dair hiçbir fikrimiz yoktu. Ne civar yöreler hakkında bilgi sahibiydik ne de gitmeyi hedeflediğimiz bir yer vardı. Sadece önümüzdeki yol.

Orman içinden ve yaylalardan giderken elimizdeki tek güvence GPS üzerinde geldiğimiz yolun işaretli olması ve istediğimiz an geri dönebilecek olmamız idi.

Bulunduğumuz bölgede her adım başı su bulacağımızı zannediyorduk ama yoktu. Birde benim güneş kremini çıkarmış olmama rağmen çantaya koymamam nedeniyle biraz yandık :)

En sonunda su bulduğumuzda Tarık amcaları da bulduk. Bir traktör üzerinde kum taşıyorlardı. Bizle ilgilendiler, bizi doğru yoldan Karagöl’e göndermek için köye kadar yanlarına aldılar. Biz yürür iken Pınarlı ( suloban ) köyüne kadar gitmişiz.

Bu arada alabalık tesislerinin oradan geçerken Tarık Amca bize zorla alabalık ısmarladı. Üstelik bir değil ikişer tane. Nasıl yeriz dedikçe de şimdi yola gideceksiniz yakarsınız dedi :)

Yemekten sora hava kararmadan Karagöl’e varalım diye tekrar yola koyulduk. Tarık amca bize Meşeli’ye giden yolu gösterdi. Tekrar yola döküldük. Bir ara yolu karıştırıp yanlış yöne gittiğimizi GPS’den fark edip gene burnumuzun doğrultusuna yaylalara daldık ve sonunda Meşeli’ye vardık.

Oradan yolu öğrenip devam edecekken zaten oraya gidecek olan bir minibüs bizi götürmeyi teklif edince hayır demedik tabii ki. Fakat bize tarif ettikleri yaya yoluna minibüsle dalınca akşam akşam off-road macerası yaşadık. Ford minibüslerin kesin 4 çeker arazi araçlarından daha ucuz ve dayanıklı olduğuna karar verdik.

dsc00105.JPG

Akşam üzeri hava kararmak üzere iken tekrar çadırımıza varmıştık.

3. Gün

Niyetimiz, önce Şavşat’a inmek oradan da gene köy minibüsleri ile Mısır Köy’e gitmek. Oradan da yürüyerek Macahel Uğur Köy’e varmak. Dolayısı ile sabah 7 gibi kamp toplanmış, çantalar sırtta Şavşat’a gidecek minibüsü bekliyorduk…

Yol boyunca minibüs şoförü ile konuşurken, kendisinin iki gün önce o yoldan bir ekibi götürmeye kalktığını ama jandarmanın izin vermediğini söyledi. Şavşat’a inince bir bir kaymakamlığa gidip izin almamızın daha iyi olacağını söyleyince kara kara düşünmeye başladık.

Ayrıca akşam 16:00’dan öncede Mısır Köy’e giden araç bulamayacağımızı söyledi.

Şavşat’a varınca kaymakamla görüşmek dahil farklı alternatiflerin peşine düştük. Kaymakam ile görüşmeyi biraz da benim daralmam yüzünden gerçekleştiremedik. Diğer alternatif yayla yollarının hiç biri içinde yeterli bilgi alamayınca ( ki hepsi için araçlar 16:00 civarında kalkıyordu ) saat 10:00’da Borçka aracına binip yola çıkmıştık.

Saat 12:00 civarı Borçka’daydık ve Macahel’e iden araçlar, evet tahmin ettiğiniz gibi, 16:00’dan sonra kalkıyordu. Borçka’da hava sıcaklığı gölgede 38 derece, baraj yüzünden nem korkunç. Altına sığınacak gölge, bir parça esinti felan yok… 4 saat Borçka’da zaman öldürdük, yemek yedik ve güneş kremi aldık.

Saat 16:00’da kalkacak olan araç ancak 16:45’de kalktı ve 12 kiilik araçta 16 kişi tıkış tıkış bir yolculuk başladı…

dsc00126.JPG

Yol iyi güzeldi fakat biz Uğur Köy’e geldiğimizde hava kararmıştı. Çadır kuracak yer sorduk, bize köyde böyle bir yer olmadığını söylediler. En sonunda Ekrem Dalkıran’ların evinin önünde çadır kurarsınız deyip oraya götürdüler.

İshak ve kardeşi Fatma bizim çadır kurmamıza izin vermedi. Evlerinde konuk ettiler. Kendilerine hemen burdan bir daha teşekkür edeyim…

4. Gün

Sabah erkenden çanta hazırlandı ve İshak ile Fatma’dan aldığımız yol tarifi doğrultusunda yaylalara doğru yürümeye başladık. Hedefimiz Çuripira yaylası.

Yol boyu fazla ağırlık olmasın diye tek çantaya toplamış olduğumuz için fazla ağır gelen çanta ile uğraştık. Sırayla taşıyorduk ama her birimiz için ayrı bir eziyet oluyordu. En sonunda dahiyane fikir ile matla çantadan ayrıldı ve çantayı taşımayan matları taşıyordu…
dsc00270.JPGdsc00273.JPG
dsc00325.JPGdsc00355.JPG

13:00 civarı zirvedeydik. 2250 metre civarı ( tam değer yazılsın ) Gürcistan sınırı, arkamızda yağmur bulutları ve şimşekler.

Yağmura yakalanmadan aşağı yaylaya inmek için bir koşturmaca tutturduk…

Yaylada çadırımızı kurduk, yemek yiyeceğiz ama ekmeğimiz küflenmiş :( Ekrem Dalkıran burada da imdadımıza yetişti :) Bize bir kap yoğurt ve bir somun ekmek verdi…

5. Gün

Bir gün önceden konuşmuş olduğumuz üzere Merata yayalasına doğru sabah erkenden yola çıktık. Fakat daha on dakika gitmemiştik ki arıcıların çağrısına kapıldık. Hamdi, İsrafil, Halit ve Enver ayı gelmesin diye arı kovanlarını bekliyorlarmış. Bize çay demleyip kahvaltı ikram ettiler. Tabii ki gene hayır demedik…

dsc00261.JPG

Ardından onların tavsiyesi ile kestirme bir yoldan Papart yaylasına doğru yola çıktık Hatta yolu karıştırmayalım diye Hamdi bizi yol ayrımına kadar arabayla götürdü.

Yol ayrımından Papart yaylasına çıkmak tahminimizden daha uzun sürdü çünkü çilek yemekten yürüyemiyorduk.

En sonunda öğle sularında Merata yaylasına vardık. Biraz dinlenip sohbet ettikten Arıcı Halit’in annesine selamını ilettikten sonra Uğur Köy’e dönüş yoluna döküldük. Daha Merata’nın çıkışında yanlış patikaya girince biraz zorlandık. Özellikle çalıkların arasında biraz debelenip geri dönüş sıcak altında bayağı zorladı.

dsc00257.JPG

Bu arada benim dizimi incitmiş olmama nedeniyle yokuş yukarı değil ama yokuş aşağı inerken canım yanıyor ve normalden daha yavaş yürüyorduk. Aşağıya doğru inip orman içine girdiğimizde bizi yakan güneş kayboldu ve bulut bastı. Yolun geri kalanını önce çise ardından da yağmur altında tamamladık.

Uğur Köy’de İshak ve Fatma’nın tüm konuk severliğinden yüzsüzce faydalanıp, sıcak duş alıp dinlendik…

Yorgunluktan ölüyorduk ve ertesi gün için sabah minibüsüne yetişmeyi bile planlamadık.

6. Gün

Sabah kalktığımızda bir önceki günün yorgunluğundan pek de bir şey kalmamıştı. Maral üzeriden Camili’ye doğru eğlene eğelene yürüdük. Eğer Camili’de araç bulabilirsek Borçka Karagöl’e gidecek bulamazsak Camili’de çadır kuracaktık.

dsc00146.JPGdsc00154.JPGdsc00172.JPGdsc00203.JPGdsc00232.JPGdsc00241.JPG

Camili’ye vardığımızda Bukla rehberlerinden Osman ile karşılaştık. Akşam’a Mayk’ın da gurup ile birlikte geleceğini söyledi. Bizde onlarla birlikte Efeler’e çıkmak üzere Camili’de oyalandık. Fakat akşam üzeri işler değişti. Yağmur başladı ve Mayk’ın aldığı gurup arabaya ek kimselerin alınmasını da istemeyince bizde camili’de kaldık. Rekor sürede yağmur altında çadırımızı kurduk.

7. Gün

Gene sabah erkenden kalkıp yağmurun yavaşladığı ir anı fırsat bilip çadırı topladık. Çantaları hazırladık ve geri dönüş yolculuğu için Borçka minibüsünü beklemeye başladık.

Bu sefer minibüs de bir başka rekor kırıldı. 12 kişilik minibüste 19 kişi Borçka’ya gittik. Şoför koltuğunda bile iki kişi oturuyordu…

Borçka’dan Trabzon’a geldiğimize benzer bir araçla gene her ilçeye uğrayarak vardığımızda saat 2:00 idi ve akşam 21:30’daki uçağa kadar ne yapacağız diye düşünüyorduk…

Sonuçta Trabzon’u gezmeye karar verdik. Sırtımızda çantalarla Trabzon meydanlarında dolaştık, minibüslere bindik, müze gezdik. Ayasofya müzesi gezilmeye değer bir yerdi. Bu arada kesin karar verdik, Trabzon’da trafik ışıkları şehirde aksesuar diye bulunuyor. Ne yayalar ve araçlar trafik ışıklarına uymuyor.

Akşam üzeri uçağa bindiğimizde sabahtan ıslanmış ayakkabılarla bütün gün ayaklarımız pişmişti. İstanbul’a eve vardığımızda yorgunluktan ve ayaklarımızın acısından tükenmiş haldeydik.

Sonuç

  • Trabzon hava alanından taksiye binmeyin. Yürüyerek 5 dakika sürmeyen yere 7 lira istiyorlar. Hava alanının ağzından bineceğiniz minibüsler sizi şehrin diğer ucuna 1.5 liraya götürüyorlar.
  • Güneş kremini bir daha unutma
  • Ford minibüsler 4 çeker arazi araçlarından daha ucuz ve dayanıklı
  • Ayakkabınız ıslandığında gerekirse çıplak ayak yürüyün, ayaklarınızın pişmesine izin vermeyin
  • Bir sonraki geziyi planlarken sadece bir yöreye gidilsin aksi halde yolda çok zaman harcanıyor
  • Yayla gezisi için en az 15 gün lazım 7 gün yetmiyor. Bakınız : Kaçkar Yolları Çarşak
  • Daha gezilecek çok yer var
  • Notları tükenmez kalemle tutun ve ıslanmasına izin vermeyin
  • Bundan sonra gezilen yerlerden toplanan GPS noktaları blog’da yayınlayalım ki başkaları da faydalansın
  • Otobüs, minibüsler ile olan ara yolculuklar, yürümekten daha çok yoruyorlar
  • Daha çok fotoğraf için yedek hafıza. 2 GB yetmiyormuş
  • Yıl içinde spor yapmak lazım yoksa kondisyon yetmiyor

Teşekkür

– Pınarlı ( suloban ) köyünden Tarık amcaya
– Başta İshak, Fatma ve Ekrem Dalkıran olmak üzere bütün Macahel halkına
– Geziyi organize eden Ayten’e
– Buraya kadar okuyan sizlere :)