Suskunlar

Uzun İhsan Efendi‘den keyifle kıraat edilecek bir roman daha : Suskunlar.

Suskunlar

Başlangıçta sükut var idi. Ve her yer karanlık idi. Ve Yaradan Yegah makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nur oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan, bu Yegah nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün.

Şakirtleri denileni yaparken Zahir, “Susma vakti geldi,” dedi. “Şimdi, sevgiyle tokuşturduğumuz kadehlerin tınlamasını, dost bildiğimiz insanlarla yaptığımız sohbetleri, altun paraların şıngırtısını, bir güzelin şuh kahkahasını, mal yüklü ticaret gemilerinin yelkenlerini şişiren rüzgarın uğultusunu, ilim öğrenmek için okuduğunuz kitapların sayfa hışırtılarını ve hatta, ölümsüzlüğün sırrı olan ab-ı hayat’ın şırıltısını unutalım ve burnumuza üflenen nefesi, vakti gelince aldığımız gibi, tertemiz bir nağme olarak sessizce teslim etmeye hazır olalım. Öyleyse hep birlikte susalım ve artık O’nun sesini dinleyelim.

İhsan Oktay Anar, Amat ile bir deniz macerası üzerinden ölüm ve ölüsüzlüğe dair anlattığı hikaye gibi, Suskunlar ile de ses ve müzik üzerinden gerçek ve hayal üzerine bir mesel anlatıyor. Her zamanki gibi, hararetle tavsiye ederim…

Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu. Belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu.